Uşak Ufuk
18 Kasım 2018 Pazar
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Aday adaylığı sinyali verdi
28 Eylül 2018 Cuma 08:53

Aday adaylığı sinyali verdi

SuperHaber röportaj editörü Hülya Okur, Türk siyasetinde, ekonomisinde önemli gelişmelerin yaşandığı şu günlerde, 12 Eylül'de aylarca cezaevinde kalan, tam 37 gün işkence gören, AK Parti'den 24. 25. ve 26. dönemlerde Manisa Milletvekili olarak parlamentoy

SuperHaber röportaj editörü Hülya Okur, Türk siyasetinde, ekonomisinde önemli gelişmelerin yaşandığı şu günlerde, 12 Eylül'de aylarca cezaevinde kalan, tam 37 gün işkence gören, AK Parti'den 24. 25. ve 26. dönemlerde Manisa Milletvekili olarak parlamentoya giren, TBMM'de önemli görevler üstlenen Doç. Dr. Selçuk Özdağ ile MHP'nin af teklifinden, 15 Temmuz darbesine; ekonomik kumpaslardan, MİT'in Lazkiye operasyonuna; 12 Eylül'den Ergenekon'a kadar merak edilen birçok konuyu konuştu. Türk siyasetine "Ülkücü" kimliği ile 12 Eylül öncesi bir genç olarak girdi Selçuk Özdağ, 12 Eylül'de 6,5 yıl hapis yattı. Hapis öncesi tam 37 gün gördüğü işkence de cabasıydı. 12 Eylül'de "Kendileri bayrak asarken, orak çekiç asanlarla aynı muameleyi gördüklerini" söyleyen Özdağ, kırgınlığını, "Uğruna her şeyimizi feda ettiğimiz 'ceylan gözlü' bize ihanet etti." sözleri ile anlattı.AK Parti'de 24, 25 ve 26. dönemlerde Manisa Milletvekili olan, Genel Başkan Yardımcılığı görevi üstlenen Özdağ, 15 Temmuz darbe girişimi sırasında yeğenini şehit verdi. O gün önce Çankaya Köşkü'ne koşan, sonra Meclis'te darbecilere direnen Özdağ, o gün için, "Esas darbe 15 Temmuz değildir. 15 Temmuz son bir hamledir, harakiridir. 17/25’teki dik duruş, Recep Tayyip Erdoğan'ın, siyaset kurumunun, bürokrasinin dik duruşuydu. 15 Temmuz’da ise çok yönlü bir direniş vardı medyası, siyaset kurumu, askeri, polisi, milleti. Eğer 17/25 Aralık’ta yenilseydik 15 Temmuz o gün olmuştu." dedi. Terörist başı Fetullah Gülen yüzünden bir neslin ateşe atıldığını söyleyen Özdağ, "Fethullah Gülen çok büyük bir günahkar. Batı ile işbirliği yapan bir işbirlikçi. Yönetme hırsına kapılmış birisi.  Zaman zaman kendisine "Mesih" ve "Mehdi" diyen, sahte emekli maaşı alan birisi." ifadelerini kullandı. Darbe komisyonunda CHP'lilerin görevlerini tam ve kâmil bir şekilde yapmadığını belirten Selçuk Özdağ, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı yıkmak için çıkan her hareketin mağlubiyetle tanışacağını söylüyor ve ekliyor; "Erdoğan 17/25 Aralık'ta liderlik elbisesini giydi" Darbelerle, kumpaslarla yıkılımayan Türk devletinin büyüklüğünü ise şu sözlerle özetliyor Özdağ, "Türkiye Cumhuriyeti Devleti 95 yıllıktır, Türkiye devleti Anadolu topraklarında 1000 yıl Orta Asya'da 3000 yıllık bir devlettir.  Gece her türlü saldırıya uğrar, tecavüze de uğrar, sabah bakire olarak kalkar. Ve hesabını da görür."CHP'nin şu an güçlü bir parti olmadığını ifade eden Özdağ'a göre Ana Muhalefet yerel seçimlerde oyunu artıracak. Özdağ bu iddiasını ise şu sözlerle açıklıyor; "Artırma sebeplerini söyleyim. Zımnen HDP’nin batıda, Güneydoğu Anadolu’da 60'a yakın belediyeleri vardı, kayyum atandıktan sonra azaldı bunlar, HDP, bu yerlerin haricinde her yerde CHP'ye oy verecektir. Ve bu oy da az bir oy değildir %5 ile % 6 arasında bir oydur." AK Parti ile MHP arasındaki ittifak içinse farklı bir perspektif açıyor Özdağ, "Milliyetçi Hareket Partisi ile ittifaka gelince de bunun temelleri 1991'de atıldı. Temellerini Türkeş ve Erbakan attı. Barajı aşmak için iki parti ittifak yaptılar, yine aşamazsın dediler. Bu iki partinin kırılma noktası, Türk siyasi hayatında rol alma anı, 1991 seçimleridir." sözleri ile..."Ben Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın da, Sayın Bahçeli'nin de vaktin oğlu, babası, anası olacaklarına inanıyorum." diyen Selçuk Özdağ, “Düşük profilli aday”gösterilebilir söylemlerine itiraz ediyor. "Bütün siyasetçiler yüksek profillidirler. Bir yere aday olan adama düşük profilli derseniz, bu sizin hem partimize hem de kendinize hakarettir." diyor.  AK Parti'den Manisa'dan başkan adayı olmayı beklediğini ifade eden Özdağ,"Sayın Cumhurbaşkanı bana 1,5 yıl önce “Buraya hazırlan” demişti. Anketlerde siz çıkıyorsunuz, demişti. Ama bir o günden bugüne köprünün altından çok sular geçti. Bütün partilerin yaptırdığı anketten benim çıktığımı biliyorum. Manisa'da herkesin tarafında teveccüh gördüğüme inanıyorum. İyi Parti'den,  MHP'den,  CHP'den, HDP’den, BBP’den, Saadetten oy alırım, Ak Partinin oylarını muhafaza ederim." sözleri ile iddiasını ortaya koyuyor. Röportaj gerçekleştirildiğinde MHP'nin af teklifinin detayları henüz net değildi. Özdağ, mevcut tartışmalara ilişkin "Af taraftarı olmadığını söyledi." kendi önerisini ise "Cezalarda indirim olabilir, cezaevlerinde çok yığılma varsa, insanlara bir şans verilebilir. Af verdiğiniz zaman şunlara vermiyoruz, bunlara veriyoruz olmaz, bu da eşitlik ilkesine aykırıdır." sözleri ile açıkladı. Tartışmaların odağındaki bir diğer konu olan Yeni İstanbul Havalimanı'nın adı konusunda ise Özdağ'ın görüşü net. İşte Özdağ'a göre yeni havalimanına verilmesi gereken isim; "Kötü bir Atatürk Havalimanı vardı o havalimanı ortadan kaldırılıyor, orası millet bahçesi oluyor, tekrar bir isim aramaya gerek yok, Atatürk olarak kalsın çünkü Fatih bizim, Atatürk bizim"

“AİLEM NESEBİMİN SAHİBİ, FİKRİMİN ANNE BABASI BENİM”

12 Eylül'de son nefesinde çocuğunu görmek isteyen bir annenin, “onu görürsem bir şeyciğim kalmaz" sözü sizi çok etkiliyor.. Sizin anne ve babanız  Hatice hanım ve Halil bey yaşama tutunmanız noktasında neredeydiler? 

Ailem Anadolulu, çocukları için yaşayan insanlar. Babam, köy enstitüsü mezunu bir öğretmen ve bir imalat hatası. Babam; değerlerine bağlı, Türk kültürünü içine hevs etmiş, iyi saz çalan, iyi duvar ustası, iyi arıcı, iyi sıhhiyeci, iyi matematikçi, iyi makinist, güzel yazı yazan,  elbiselerini kendisini ütüleyen, çamurda dahi okula şık giden, ayakkabılarını boyamadan yatmayan çok titiz bir adam. Annem bir ev hanımı, Kafkasya göçmeni, Çerkez. Babam bir Türkmen. Anadolu böyle bir yer. Son sığınak, son kale. Annem ve babam bizi milli değerlerle mücehhez kıldılar fakat annem ile babam benim nesebimin sahibi; fikrimin, inançlarımın anne babası benim. Sonra kan  kusacağım yıllara doğru, akademi için Manisa'ya uzandım. Türkiye'de spor akademileri açıldığı için burada kaldım, açılmasaydı Almanya'ya gidecektim.  Dokuz Eylül Üniversitesi'nde okudum. Manisa, benim acılarıma annelik yapan bir şehir. Orada gençlik lideri oldum. Okul yıllarında bütün Türkiye sağ ve sol diye bölünmüştü. Türkiye'yi yönetenler, dövüşmemeyi, konuşmayı, tartışmayı, anlaşmayı sağlamaları gerekirken dövüşmeyi öğrettiler. Türkiye'nin o günkü solcuları da Türkiye için çalışıyorlardı; içine sızmış ajanları tenzih ederim. Türkiye'nin solu, Türkiye'nin solu olmadı. Eğer Türkiye'nin solu olabilselerdi, Türkiye'ye çok daha faydalı olurlardı. Orak-çekiç yerine ay yıldızlı bayrağı taşısalardı, Stalin, Lenin yerine Türkiye'nin değerlerini, bir Mehmet Akif, bir Yahya Kemal, bir Mustafa Kemal.. Konuşabilselerdi!

“AY YILDIZLI BAYRAK İNDİRİLİP ORAK ÇEKİÇ ASILDIĞI ANDA ÜLKÜCÜ OLDUM”

O zaman onların tarafında olurdum, bir solcu olurdum diyor musunuz?

Türkiye'nin solu Türkiye'nin solu olsaydı ve aynı zamanda değerlerle çatışmasaydı, zaten Türkiye'de yeniden başka bir şeye gerek yoktu. Çok rahat iktidar olurlardı. Ve Türkiye'de ay yıldızlı bayrak indirilip de, orak-çekiç asıldığı anda ben “ülkücü” oldum. Milliyetçi gelenekten geliyordum ve ona müdahale ettim. Cem Karaca’ya, Ersen’e, Dadaşlara öğrencileri çiçek veriyordu, ben itiraz ettim. Devrimci akademi olmaz, akademinin devrimci öğrencileri olur, dedim. Ve büyük bir kavga başladı. ‘Keşke kavga etmeseydik’ dediğim cezaevi yıllarımda 780 bin metrekare topraklara birbirimizi sığdıramadık ama 5 metrekarelik yerlerde birlikte yaşamak zorunda kaldık. Orada da anladım ki; hepimiz aynı toprağın çocuklarıyız, aynı karakterlere sahibiz, hepimiz büyük Türkiye olsun istiyoruz. Ama “Vakitsiz Yazılar” adlı kitabınızda Nazım Hikmet için: “Nazım Hikmet’in naaşı Kurtuluş Savaşı topraklarını kirletir” diye yazdığınız iddia edildi. Bu ifade, solculuk için kafanızda bir şeylerin değişmediği algısına yol açtı…

Yok şöyle…. Muhsin Yazıcıoğlu ölmüştü, Ertuğrul Günay Kültür ve Turizm Bakanı idi. Sayın Yazıcıoğlu'nun, Akif’in de olduğu Tacettin Dergahı’nın olduğu yere gömülmesini istedik. O zaman Ertuğrul Günay bey maksadını aşan bir ifade kullanmıştı: Akif’in ruhunu incitiriz, oraya kimseyi gömmeyelim, demişti. Türkiye'ye Vahdettin’i getirmek istiyoruz, aynı zamanda Nazım’ın da naaşını getirmek istiyoruz, ki getirelim, istemiş... Bir kavak ağacının altına gömelim, eğer bu mantıkla bakarsak ‘Nazım nereyi kirletir’ dedim. enpolitik.com

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ